lundi, février 23, 2009

sade vatandas Kamer Genc

ara sira izleme firsatim oluyor da oturup Okancigimi izliyorum. Cirkin sey, gun gectikce daha da sirin oluyor. Ya da programini sevdigim icin bilemiyorum simdi.

Bu aksam da Tunceli bagimsiz milletvekili Kamer Genc vardi. Vallahi helal olsun demeden gecemeyecegim kendisine. Kabul ediyorum ki kendisi cok ilginc bir kisiliktir, sagda solda acayip cumleler kurar, biraz cingenemsi bir uslubu vardir ama bize de bu yakisir, ama gercek ki, su koskocaman Mecliste hakikaten tek basina herkesten cok muhalefettir kendisi.

Bu aksam yine bunu gordum, kendisine sempati duyuyorum gercekten. Umarim Tunceli'ye kamyon kamyon tasinan secim rusveti akp'nin bi taraflarinda patlar ve Tunceli halki "sefam olsun" diyerek o camasir bulasik makinelerini kullanir ama ayni zamanda da akp'ye zirnik oy vermezler.

mercredi, février 04, 2009

MuSic HoLe



kendisi cok odullu Camille Dalmais'den daha once kisaca bahsetmistim. Ama daha cok "le fil" albumunden. Sefim yok su siralar, kimseye de bulasmak istemiyorum buroda, o yuzden yine sardirdim music hole dinliyorum surekli. evet biraz aksama dogru beynim hakkaten sikiliyo ama obur turlu sinirli bir insan olacagim (cunku hic degilim hahaha). evet anladiniz, cok sempatik insanlarla calisiyorum ayni zamanda ;)

neyse albumun butun sarkilarinda beatbox buluyoruz. hatta artik o kadar cok dinlemisim ki o sesler aynen cikiyor, hatta bazen kafama takiliyo, yatarken falan o sesleri cikarip anca rahatliyorum. hele bir sarki var ki 'home is where it hurts' girisinde ki dImdImdIdImdIm seslerini surekli yapiyorum. rahatliyor olsam gerek hakkaten. bi de sarkinin sonuna dogru kisik sesle, anahtarlari koydugun yerde kapana kisildin falan gibi mesajlar veriyo.. neyse bu kisim cok uzun ve karmasik. uzaklasmayalim.

bu albumu dinledikce turuncu elbisemi ve kahverengi sandaletlerimi ayagima gecirip, istifa dilekcemi verip, pilimi pirtimi toplayip new york'a gitmek istiyorum. Cok garip, halbuki hic amerika ruyam yoktur oyle ama albumle o kadar ic ice olmusum ki sanki oralara gidip o devasa binalarin arasinda kaybolmam lazim. Garip.

dimanche, février 01, 2009

yapma kardesim ya 2

en son siyahlarla beyazlar maceramizdan sonra eve bir makine almaya karar verdik, ertesi gun gidip aldik. ohh be dünya varmis neydi o oyle git camasirhanelere illet illet pis pis. neyse efendim, oyuncak degil ya bu, ben herseyi üstlendim. siyahlarla beyazlar yikanmaz ayni tamburda falan diye siksik etmekteyim. bir böbürleniyorum ki sormayin, dünyalari kurtaracagim nerdeyse.

siyahlari koydum. aradan bi 40dakka falan gecti, dereceyi ayarlamadigimi hatirladim. otomatik 90 derecede kalmis program. orda 90 sayisini görmek burdan anlatilmaz, hakikaten yasanilasi bir durum. hemen durdurdum, soguk programa gecirdim ama...
cakmaktas sabirsizlikla ellerini ovusturuyor, boyle bana carcarcar konusacak ya nasil mutlu.."en sevdigim siyah pantalonum gitti, en sevdigim siyah tisörtlerim gri oldu, artik giyemem, pijama niyetine mi kullanayim" diye sayip duruyor..
sonra ayar da vermeyi ihmal etmiyor, "ben sen degilim, oyle bi iki kiyafet renk degistirdi diye vikvik etmem" diyor ama aradan bir gün geciyor yine dirdir..

cakmaktasin bi iki pantalonu biraz (gercekten biraz) renk degistirmis oldu. ama tabii beyazlardan griye gecis tonu gibi degildi. ehh tahmin edersiniz sizde.. hem o makinede benim de siyah tisörtlerim vardi, bakin hic anlatmiyorum onlari.