Can Dundar'dan tepki hemen geldi
"Azıcık vicdan lütfen!
27 Nisan Pazartesi 2009
İstanbul’un göbeğinde başı kesilerek katledilen 17 yaşındaki kızın ölümünü 54 gündür aydınlatamayan Emniyet’in başındaki isim Celalettin Cerrah...
Kendisini Ayşe Arman arıyor:
“54 gündür aileye neden bilgi verilmediğini” soruyor.
Cevap:
“Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?”
“Çünkü onlarla konuşuyorum” diyor Ayşe...
Cerrah soruyor:
“Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?”
Şaşırıyor Ayşe:
“Nasıl yani” diyor.
Bundan sonraki cümleler en hafif tabiriyle utanç verici:
“Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?”
* * *
Buna verilecek tek cevap var:
“Sana ne?”
Cerrah’ın görevi katili bulmak... Mağdur aileye çocuk eğitimi hesabı sormak değil...
Kaldı ki Ayşe’nin röportajı, ailenin, kızlarının attığı her adımdan haberdar olduğunu ortaya koyuyor. Her toplumda genç kızları öldürüp testereyle kafasını kesen sapıklar çıkabilir.
Mağdurun fakir, şüpheli ailenin zengin olduğu her toplumda adalet, işi ağırdan alabilir.
Ama hiçbir uygar toplumda polis şefleri yas tutan bir aileye pedagoji dersi vermeye kalkmaz. Kalkarsa da bir daha o koltuğa oturamaz.
Onu orada tutmaya ne cemaat aidiyeti yeter, ne de politika desteği...
* * *
Cerrah’ın ilk vukuatı da değil bu:
Daha önce Hrant Dink katledildiğinde, ancak mahkemenin varabileceği hükmü aceleyle vermiş, “Bu cinayet örgüt işi değil, milliyetçi duygularla yapılmış” hikmetinde bulunmuştu.
Daha sonra cinayetin arkasında örgüt çıkmasından hiç rahatsız olmadı.
Hükümet’in Lübnan’a asker gönderme kararını protesto eden 4 göstericiye tekme tokat linç girişiminde bulunulduğunda ne demişti Cerrah:
“Vatandaşlar haklı olarak tepki göstermişler. Güzel bir tepki...”
Emniyet’ten onaylı “güzel tepki”ler ağırlaşarak sürdü, ama bu linç kampanyasından Cerrah hiç suçluluk duymadı.
Konu silaha gelince de demişti ki:
“İlkokuldan beri ateş etmeyi öğretirim çocuklarıma... Ateş etmek rahatlatır insanı... Patlayan tabanca sesi huzur verir bizim gibilere... Stresini alır...”
Biz hiç bu eğitimin muhtemel sonuçlarını soramadık Cerrah’a...
Kaç silahşor, stres atarken masum kanı dökmüştü; bilemedik.
* * *
Fransa’da trafik hata puanı dolduğu için ehliyetine el konulanları yeni ehliyet için sil baştan kursa yollamadan önce, bir süre trafik kazazedelerinin yattığı hastanelere çalışmaya gönderiyorlarmış; yaptıklarının anlamını daha iyi kavrasınlar diye...
Acaba katili bulamayınca mağduru suçlu ilan eden bazı polis şeflerini de kurban ailelerinin yanına yollayıp terapiye mi almalı?
Acılı baba, 3 Mayıs’ta katil zanlısının evine koyacağı siyah çelengi, asıl İstanbul Emniyetine mi bırakmalı?
İnanın şüpheleniyorum artık:
Acaba kimse kızını evden çıkarmasın, çıkaranlara da ibret olsun diye mi katilleri bulmuyorlar?
Yoksa vicdan sahibi bir insan, 17 yaşındaki kızını, başı gövdesinden ayrılmış halde çöpte bulan bir aileye, “Siz de kızınızı takip etseydiniz” diyebilir mi?
Azıcık vicdan istiyoruz; birazcık vicdan...
Çok mu?
Yok mu?"
lundi, avril 27, 2009
56 GUN OLDU TIK YOK
Ayse Arman iki gundur Munevver Karabulut'un cinayeti uzerine roportajlar yapiyor. Buraya hepsini aktarmadim, dosyanin devami asagidaki linklerde.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11514950&yazarid=12&tarih=2009-04-26
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11519226.asp?yazarid=12&gid=61&hid=11519765
"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH
Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.
Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.
Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.
"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.
"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.
"Ne gibi?" dedi.
"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."
"Alakası yok" dedi,
"Bunlar bizi etkilemez!"
Çatı katı faillerini örnek verdi.
"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."
"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"
Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"
"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.
"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.
"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.
Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"
"Nasıl yani?" dedim.
"E takip etselermiş kızlarını" dedi.
"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"
"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.
Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.
"Münevver'in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.
"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."
İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.
Sonra, "Siz Dubai'desiniz değil mi?" dedi.
"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.
Ama öyle demedi.
"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.
"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."
"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.
Ve kapattı.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.
Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı..."
insanin bogazi dugumleniyor..
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11514950&yazarid=12&tarih=2009-04-26
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11519226.asp?yazarid=12&gid=61&hid=11519765
"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH
Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.
Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.
Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.
"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.
"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.
"Ne gibi?" dedi.
"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."
"Alakası yok" dedi,
"Bunlar bizi etkilemez!"
Çatı katı faillerini örnek verdi.
"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."
"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"
Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"
"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.
"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.
"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.
Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"
"Nasıl yani?" dedim.
"E takip etselermiş kızlarını" dedi.
"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"
"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.
Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.
"Münevver'in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.
"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."
İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.
Sonra, "Siz Dubai'desiniz değil mi?" dedi.
"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.
Ama öyle demedi.
"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.
"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."
"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.
Ve kapattı.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.
Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı..."
insanin bogazi dugumleniyor..
mardi, avril 21, 2009
IK, HIYERARSININ IKI YÜZÜ
insan kaynaklari, hiyerarsinin iki yüzü.
is, staj... icin basvuruyorsunuz, finans, lojistik, pazarlama etc etc dalinda olsun. Genellikle buyuk sirketler sizin ilk mulakatinizi a.q. Insan Kaynaklari servisiyle gecirmenizi isterler ki, "allahin" "zencisi", "cirkini", "siskosu", "arabi" ile yuz yuze gelmesinler. ama ayni zamanda boyle insanlar gelsinler ki ne kadar 'acik bir sirket' olduklari gorunsun.cv'ye fotograf istemiyoruz biz derler, ama isminiz muhammed ise, cv'nin ustune kod yazarlar. hadi isminiz, clara, resminiz yok cv'de, fransizsiniz da; orda yaziyor uyruk fransiz diye. fakat mulakata girdiniz, aaaa fransizsiniz ama metropolden degilsiniz. adalardan gelmissiniz, martiniklisiniz, reunionlusunuz, tahitilisiniz.. bir kod daha yediniz. ama isminiz bir yahudi ismi olsa, bir kod daha, insan kaynaklariyla mulakata girmeden direk basvuru yaptiginiz departman yetkilisiyle mulakata girersiniz.
bu insan kaynaklari orda sadece sizi dininize, cinsinize, giyim kusaminiza, isminize, tipinize gore ayirim yapmak icin vardir. yoksa eger zaten koskoca sirketlerin onlarca departmani varsa, sizin kapasitenizi, bilginizi o dallamalarin sinamasi imkansizdir. o dallamalar anca 3 kotu yaniniz nedir, neden bizle calismak istiyorsunuz, motivasyonunuz nedir diye, baska sirketlerde sizi ariyor mu diye cinnetlik sorular sorarlar.. burdan sonra artik ik ile ola ki bir mulakata girersem, bu dallama sorular karsisinda anarsist yaklasimlar gosterecegimi burdan duyuruyorum.
sesimiz her yere vursun. (bici isitiyor musun??)
is, staj... icin basvuruyorsunuz, finans, lojistik, pazarlama etc etc dalinda olsun. Genellikle buyuk sirketler sizin ilk mulakatinizi a.q. Insan Kaynaklari servisiyle gecirmenizi isterler ki, "allahin" "zencisi", "cirkini", "siskosu", "arabi" ile yuz yuze gelmesinler. ama ayni zamanda boyle insanlar gelsinler ki ne kadar 'acik bir sirket' olduklari gorunsun.cv'ye fotograf istemiyoruz biz derler, ama isminiz muhammed ise, cv'nin ustune kod yazarlar. hadi isminiz, clara, resminiz yok cv'de, fransizsiniz da; orda yaziyor uyruk fransiz diye. fakat mulakata girdiniz, aaaa fransizsiniz ama metropolden degilsiniz. adalardan gelmissiniz, martiniklisiniz, reunionlusunuz, tahitilisiniz.. bir kod daha yediniz. ama isminiz bir yahudi ismi olsa, bir kod daha, insan kaynaklariyla mulakata girmeden direk basvuru yaptiginiz departman yetkilisiyle mulakata girersiniz.
bu insan kaynaklari orda sadece sizi dininize, cinsinize, giyim kusaminiza, isminize, tipinize gore ayirim yapmak icin vardir. yoksa eger zaten koskoca sirketlerin onlarca departmani varsa, sizin kapasitenizi, bilginizi o dallamalarin sinamasi imkansizdir. o dallamalar anca 3 kotu yaniniz nedir, neden bizle calismak istiyorsunuz, motivasyonunuz nedir diye, baska sirketlerde sizi ariyor mu diye cinnetlik sorular sorarlar.. burdan sonra artik ik ile ola ki bir mulakata girersem, bu dallama sorular karsisinda anarsist yaklasimlar gosterecegimi burdan duyuruyorum.
sesimiz her yere vursun. (bici isitiyor musun??)
mardi, avril 14, 2009
lundi, avril 06, 2009
günlük//
Turkiye'nin bir suru katliamina imza atmis Yazicioglu'nun olumu, Mart secimleri adi altinda da sandik, pusula, sayim skandallarina iliskin iki uc cumle ciziktirecektim ki, bahar geldi, yaz geldi paris'e. Gunes acti, mideme giren agrilari biraz azaltti. cuma erken yatip ertesi sabah yuzmeye gidecektim, cumartesi erken yatip ertesi sabah tenis oynayamaya calisacaktim. hic birini yapamadim. bugun ise gelmeyip valilikte ki bir suru isimi halledecektim onlar da olmadi. Gunes acti mutluyum, sefim gunes ustune insanlar sapkin oluyorlar diyor. beni mutlu ediyor valla. bi kere gunes giren eve doktor girmez. sabah actik panjurlari, deezer'dan da koydum sooyle bir guzel iki album, bir bucuk saatte ciktim evden. metroda kendime bir suru plan yaptim, yine sziget festivaline gitsem mi acaba diye.. budapeste guzel sehir.. prag'a da gidebilirim, bir hafta sarp'in yanina ispanya'ya mi gitsem acaba diye dusundum, dusundukce gitmis oldum, mutlu oldum.
Alain bana kirmizi bir domuz kumbara hediye etti bu sabah. o kadar sirin ki, insan icine para atmaya kiyamaz. bide calismaya basladiktan sonra paranin degeri nasil da cabuk unutuluyor, kendime gore bir suru sacma sapan harcama.
Yolanda sayesinde de ispanyolcaya geri basladim.
farkettim ki su an tam gunluk yazar gibi olmusum.
bitiriyorum o yuzden.
Alain bana kirmizi bir domuz kumbara hediye etti bu sabah. o kadar sirin ki, insan icine para atmaya kiyamaz. bide calismaya basladiktan sonra paranin degeri nasil da cabuk unutuluyor, kendime gore bir suru sacma sapan harcama.
Yolanda sayesinde de ispanyolcaya geri basladim.
farkettim ki su an tam gunluk yazar gibi olmusum.
bitiriyorum o yuzden.
Libellés :
fasizm,
gunes,
ispanyolca,
kirmizi domuz kumbaram,
skandalizm,
yaz
Inscription à :
Articles (Atom)



